Antalya

Meslekten ihraç edildikten 29 yıl sonra 28 Şubat hesabı: “Biz bir helalleşme bekliyoruz”

Türk siyasi tarihinde "d*rbe" olarak anılan 28 Şubat sürecinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapan Hakan Şimşek, "disiplinsizlik" gerekçesiyle Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ihraç edildi. Aradan geçen 29 yılın ardından yaşadıklarını ve beklentilerini anlattı. Olağanüstü Yaş kararlarıyla meslekten çıkarılan Şimşek, "Biz bir helalleşme bekliyoruz" dedi.

Antalya'da yaşayan 58 yaşındaki Hakan Şimşek, 1998 yılında 28 Şubat sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yaparken irtica ile mücadele adı altında ordudan ihraç edildiğini, 2011 yılında çıkan 6191 sayılı kanun ile araştırmacı olarak memuriyete geri döndüğünü belirtti. 1983 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nde göreve başladığını, 1987'de astsubay olduğunu aktaran Şimşek, 28 Şubat sürecinin toplumsal bir travma olduğunu ifade etti. Bugüne kadar atılan adımlarla ilgili ise, "Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a müteşekkiriz. Gerçekten hayal edemeyeceğimiz girişimlerde bulundu" ifadelerini kullandı.

“BİZ BİR HELALLEŞME BEKLİYORUZ”

28 Şubat'ta ordudan ihraç edilen Hakan Şimşek, süreci şu sözlerle anlattı: "1983 Türk Silahlı kuvvetlerinde, 1987'de astsubay olarak göreve başladım. 1998 yılında 28 Şubat olarak bildiğimiz Olağanüstü Yüksek Şûra kararlarıyla ordudan ihraç edildim. 28 Şubat süreci birçok yönden eğitim haklarının gasp edildiği, çalışma haklarının gasp edildiği, inancından dolayı insanların fişlendiği, adını her ne kadar post modern darbe diyerek yumuşatılsa da aslında kendi halkını tehdit olarak nitelendiren sosyolojik bir savaştı. Bu dönemde inançlarından dolayı birçok kişi eğitim hakkından oldu. Bizler gibi silahlı kuvvetlerde ya da kamuda görev yapan memur, sivil ya da asker binlerce inançlı kadrolar ihraç edildiler, uzaklaştırıldılar."

Mağduriyetlerinin tam anlamıyla giderilmediğini belirten Şimşek, "Biz bu süreçte birçok travmalar yaşadık fakat üzüldük, kırıldık ama unutmadık. Yine kırıldık ama başka kapılarda çözüm aramadık. Her zaman için devletimize güvendik. Adalete olan inancımızı asla kaybetmedik. 29 yıldır da hâlâ bu sabırlı bekleyişimiz devam ediyor. Çünkü 29 yıl süreç içerisinde devletimiz mağduriyetleri gidermek için birçok çaba harcamakla birlikte yaklaşık 12 kanun çıkardı nitekim. Bu kanunların her biri kendi içerisinde birtakım sorunlar barındıran kanunlardı. Eski Türkiye'nin ruhunu taşıyan kanunlardı. Çünkü geriye dönük hak vermeyi kabul etmeyen, reddeden helalleşmeden çok affetmeye yönelik lütfedici tarzda kanunlardı. Halbuki biz bir helalleşme bekliyoruz aradan geçen 29 yılın hâlâ birçok kesim mağduriyetleri izlerini taşıyor geriye dönük haklarla ilgili mağduriyetler hâlâ devam ediyor. Bugüne kadar yapılanlarla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımıza Recep Tayyip Erdoğan'a müteşekkiriz. Gerçekten hayal edemeyeceğimiz girişimlerde bulundu." söyledi.

YAŞADIKLARINI ANLATTI

Maruz kaldıkları baskılara da değinen Şimşek, şunları kaydetti: "17-18 yaşında bir üniversite öğrencisinin okul kapısında bekletilip içeri alınmaması, terörist muamelesi görmesi, lise talebesi keza başörtüsünden, inancından dolayı. Örneğin eşim ile lojmanda kalıyorduk, lojmandan dışarı çıkmak istemiyordu. Çünkü lojman sınırları dışarısına çıkınca içeri girerken almıyorlardı. Bu kıyafet ile giremezsiniz diyorlardı. Eşimi bir ticari taksiye bindirip arka koltukta saklayıp, havanın kararmasını bekleyip, bende ekimliğimi göstererek lojman bölgesine giriyorduk. Bugün kamuda bir insanın başörtüsünden dolayı mobbinge uğramadığı ya da başörtüsüyle üniversiteye gidememe endişesi taşımadığı bir ortamda yaşıyoruz."

TOPLUMSAL ETKİLERE DİKKAT ÇEKTİ

28 Şubat'ın toplumsal etkilerine değinen Şimşek, "28 şubatın dayağını iki kesim yedi. Birisi o dönemde başörtüsünü sancak gibi taşıyan kadınlar, diğeri de darbecilerin karargahlarında, kışlalarında onların gözlerinin içine baka baka yaşantılarından, inançlarından taviz vermeyen askerler. En çok bedeli bunlar ödedi. Unutmayalım ki bugünün demokratik kazanımları o dönemlerin sivil direnişlerin bir sonucudur. Sivil anayasa bugün hâlâ kazanımlarımızın anayasal bir güvence altında olmadığını üzülerek söylüyorum. Anayasal anlamda bir sivil anayasaya ihtiyacımız var." ifadelerine yer verdi.